İçimizdeki Şeytan'dan Bir Kesit
Okuduğumda beni en çok etkileyen, belki de kendimi en çok bulduğum eser olan Sabahattin Ali'nin İçimzdeki Şeytan'ından bir kesit sunmak istiyorum. Bu kesit, beni neden bu kadar etkiledi tam olarak bilmiyorum, sanırım geçmişimize ve günümüze ışık tuttuğunu hissettiğimden olabilir. İyi okumalar.
... "Bu adamlara kızmak bile fazladır,
Macide!” dedi. Genç kadın onun
kendisine sadece ismiyle hitap ettiğini
fark etti. Fakat bunda samimiyetten
ziyade bir hoca, bir ağabey edası
vardı. Macide bunun daha iyi
olduğunu, çünkü Ömer'den başka bir
insanın kendisiyle içlidışlı
konuşmasına dayanamayacağını
hissediyordu. Hatta artık Ömer'i bile
istemiyor ve ruhunda böyle tatlı ve
okşayıcı hitaplara karşı hassas olan
bir taraf bulunmadığını sanıyordu.
Bedri devam etti: “Bu adamların hepsi büyük bir tezat ve ikilik içinde
çırpınıyorlar. Hiçbiri sırtında taşıdığı
ve muhafazaya mecbur olduğu mevki
veya paye ile ahenk halinde
yaşamıyor. Kafaları, zekâ itibariyle
olsun, yarım yamalak bilgileri
itibariyle olsun, merhamete muhtaç
bir halde. Şahsiyetleri kırpıntı bohçası
gibi. Her şeyleri iğreti, her vasıfları,
her kanaatleri iğreti... Basit bir insan,
mesela hiç okuması yazması olmayan
bir köylü, bir amele, lalettayin bir
adam bunlardan çok daha mükemmel
bir bütündür. Çünkü o adam, mesela
Hasan ağa, Hasan ağa olarak
düşünür, böyle yaşar. Hükümleri
hayatın verdiği birtakım tecrübelerin neticesidir ve kendine göredir. Konuşurken karşısında Hasan ağadan başka kimse yoktur. Fakat bu efendilerin hiçbiri kendisi değildir. Fikir diye ortaya attıkları her şey, kafalarına rastgele doldurdukları
hazmedilmemiş, acayip, birbirine zıt
bilgilerin tahrip edilmiş şekillerinden ibarettir. Mesela Mehmet beyle asla
Mehmet bey olarak konuşmaya imkân
bulamazsın. Siyasetten bahsedecek
olsan karşında şu Fransız gazetesinin
veya bu diktatörün nutkunu
bulursun... Müzik lafı açsan bilmem
hangi gâvurun kitabı veya hangi
Müslü- manın makalesiyle
karşılaşırsın... Beğendiği yemeği
söylerken bile Mehmet bey değildir.
Mühim adamların nasıl yemekleri
beğenmesi lazım geldiğini düşünmeden bir şey diyemez. Çok kere iki
lafı birbirini tutmamak
mecburiyetindedir. Çünkü edebiyat
hakkında duyup veya okuyup
benimsedikleri şu müellifin fikirleri
ise, tesadüfen, müzik hakkındaki
bilgileri de, dünya görüşü ve sanat
anlayışı itibariyle ona taban tabana zıt
bir başka muharrirden edinmedir. Bu
belkemiksiz malumat ve kanaatler
mütemadiyen kopar, birbirinden
ayrılır, sahibiyle münasebetlerini
mütemadiyen değiştirir. Çünkü
hiçbirinde fikirler ve bilgiler şahsiyet
haline gelmemiştir. Hiçbiri ukalalık
etmek için malzeme toplamaktan
başka bir şey düşünmemiştir. Hiçbiri
insanı insan yapan şeyin şahsiyet
olduğunu, bütün ilimlerin, bütün
tecrübelerin yalnız bunu temine
yaradığını anlamamıştır. Onun için
bu nevi insanlardan bahsedilirken
boyuna birbirine uymaz sözler
duyarız. Biri aptaldır derken öteki
akıllı, biri ahlaksız derken diğeri
haluk der. Şu tarafı iyi ama bu tarafı
çürük diye hükümler verilir. Bir
insanın, bilgisi, düşünceleri, mantığı,
ahlakı, hulasa her şeyiyle bir kül olduğunu henüz anlayan yok. Bu
muhtelif taraflar bir insanda ne kadar
ayrı çehre gösterirse göstersin, bir
noktada birleşir ve bir ahenk vücuda
getirirler. O nokta da şahsiyet
dediğimiz şeydir. İşte bunun için ben
bu yarım, bu iğreti, bu zavallı ve gülünç adamlarla ahbaplık etmekten
sıkılıyorum. Buna mukabil, piyano
dersi verdiğim sekiz yaşındaki bir
çocuk, eğer ailesi tarafından gayret
edilip daha bu yaşta kuşa
benzetilmemiş ve tabii halinde
inkişafa bırakılmamışsa, benim
gözümde birçok büyük muharrir ve
mütefekkirlerden daha alaka verici bir
mahluktur. Bir garson, bir kayıkçı,
şahsi fikirleri olmak, gördüğü ve
öğrendiği şeyleri kendine mal etmek
bakımından, bizim bu münevverlerin
hepsinden üstün ve kıymetlidir.
Konuşurken birçok şeyler öğrenirim
ve karşımda bir insan görürüm, hazin
ve geveze bir kukla değil... Siz onları
uzaktan bir şey zannettiniz, fakat
yavaş yavaş ne mal olduklarını
gördünüz... Hiç hayret etmeyin...
Hatta onların küstah ve mütecaviz
hallerini bile mazur görün... Çünkü
alelade bir insan bile olmadıkları
halde kendilerine bir de münevver
insan payesi verilince ve hayattaki mevki ve itibarlarını kaybetmemek
için bu sıfatı akla hayale gelmeyecek
hokkabazlıklarla muhafazaya mecbur
kalınca, pek tabii olarak dalavereci
olacaklar, ahlaksızlaşacaklar ve
mütemadiyen birbirlerinin
kıymetsizliklerini ortaya vurarak
kıymetsizliğin esas olduğu kanaatini
uyandıracaklar... Bereket versin
herkes böyle değil... Daha sarp
yollardan yürüyen fakat buna
mukabil insan denecek bir insan
olmak isteyenler de var... Belki pek
az... Ama var... Unutmayın ki,
dünyada en korkunç şey, ümidini
kaybetmektir. Bu söylediğim gibilerin
az ve henüz kendilerini tam
göstermemiş olması, günün birinde
iyinin, doğrunun ve kıymetlinin
hâkim olacağından ümidi kesmeyi
icap ettiremez... Bugün şurada
burada teker teker yaşayan ve
çalışanlar yarın birleşince bir kuvvet
olacaklar ve en kuvvetli silahı; haklı
olmak silahını ellerinde tutacaklardır.”
Yorumlar
Yorum Gönder