Kişisel Gelişim Saçmalığı ve Reçetecilik Üzerine

Bu yazıya başlarken kişisel gelişim konusunun benim de uzun bir süre ilgimi cezbettiğini söylemeden edemeyeceğim. Şimdi burada kitap, yazar vs. ismi vererek kimseye bir cevap hakkının doğmasını istemiyorum bundan dolayı “jenerik” isimler kullanarak örnekler vermeye çalışacağım. Tabi bu verdiğim isimler halihazırda olan eserlerle birtakım benzerlikler taşıyorsa bile bunların yalnızca “tesadüf” olarak değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu şekilde bir girizgahtan sonra konuya giriş yapmanın tam yeri ve zamanıdır diye düşünüyorum. Bu konu ile alakalı bir uzmanlığım bulunmamasına rağmen bu yazıyı sadece kendi gözlemlerime dayandırarak yazma ihtiyacı hissettim. Sanırım kişisel gelişimin kuluçka yeri olarak Amerika Birleşik Devletleri’ni gösterirsek hata etmiş olmayız. Orada şekillenen ve bir şekilde büyüyen akımlar diğer milletlere de sirayet etmektedir. Sıklıkla şöyle giriş cümleleri ya da kitap isimleri görülmektedir: “mutluluk için 99 sihir”, “kendine güvenmenin 17 yöntemi”, “kişisel gelişimin incili”, “bilmem ne için 66 yöntem” vs. sürekli bir vaat ve bu vaadin gerçekleştirilebilmesi için reçeteler. Bu popüler yazarlar kendilerini bir anlamda “psikoloji eczacısı” olarak görerek insanlara umut ve olmayacak vaatler pompalamaktadırlar. Örneğin “kilo vermek için 67 ipucu” gibi isimlerle ilgili hiçbirimiz yabancılık çekmemekteyiz. Sanki bu 67 ipucu ile ilgili gelen “ilahi” bir söz ya da emir var ve 68. bir ipucu kesinlikle yok. Yazar kişisi kendi kafasının içinde 67 tane ipucu bulduğu için sen 68.yi aramaman gerekmektedir. 

Bu sözde “başarı” yöntemlerini insanların gözlerine sokanlar, tekdüzece bir mantıkla, sanki bu yöntemler herkeste işe yarayacakmış gibi düşünerek pozitif bilime tamamen aykırı bir iş yapmaktadırlar. Bir konu hakkında bir insanın bir eser yaratabilmesi için öncelikle o konunun eğitimini alması, o konu ile ilgili tüm literatüre hâkim olması ve literatürdeki eksiklikleri görerek o eksikliklere derman olarak “yeni yöntemini” önermesi gerekmektedir. Bu konuda eğitim almamış bir yazar kişisinin, yalnızca kişisel tecrübelerine dayanarak hayatın sırrını insanlara vermesi, ne yazık ki akla ve mantığa çok uygun gelmemektedir. Bu duruma günlük hayattan bir örnek vermek gerekirse, bilindiği üzere ülkemizde herkes bir beslenme uzmanıdır ve her şeyi bilirler. Özellikle kilosu biraz normalin üstünde olan yurdum insanının sıklıkla karşılaştığı şöyle tavsiyeler vardır: “eniştem ekmeği kesti 85 kilo verdi”, “kayınımın oğlu böğürtlen suyuna karahindiba özütü kattı 125 kilo verdi”, “bizim oğlan spora gidiyor yemesini hiç kısmadı, af edersin öküz gibi yiyor ama yine de 34 kilo verdi”. Bu ve benzeri saçma salak ne düğü belirsiz hiçbir bilimsel kanıtı olmayan dangalakça önerileri benim gibi normalin üstünde ya da baya üstünde kilosu olan (bir zamanlar) kişiler sıklıkla duymaktadır. Ancak, biraz önce bahsettiğim kitapların da bunlardan aşağı kalır yanı yoktur maalesef. Her insanın bünyesi ve metabolizması inanılmaz farklılıklar göstermektedir. Bundan dolayı, bir reçete yazarak al bunları yap haftaya gel diyerek insanları daha zayıf bir hale getiremezsiniz. 

Kilo vermek için sayısız yöntem (Örnek mi? : akupunktur, defalarca diyetisyen, İsveç diyeti, bilmem ne diyeti, zayıflama hapı, sayısız ot ve bitki, hipnoz, lahana diyeti, sayısız zayflama kitabı ve açıkçası aklıma gelmeyen onlarcası, sonuç mu tabi ki hüsran) denemiş birisi olarak şunu söyleyebilirim ki belki bu işin eğitimini almadım ancak bu işi iyi yapıyorum diyen birçok kişiden bu işi daya iyi biliyorum. En azından, bu işin çok ciddiyetle yapılması ve kesinlikle kişiye özel olması gereken bir iş olduğunu biliyorum. Ne yazık ki bu işin içindeki birçok insan bu durumu bilerek ya da bilmeyerek göz ardı etmektedir. Buna sebep olarak kolaycılık ve daha çok para kazanma hırsı gösterilebilir. Gözünü para hırsı bürüyen bu insanların zihniyetine bir örnek vermek isterim. 

Televizyonlarda sıklıkla gördüğünüz bir akupunktur uzmanı var, ismini şimdi zikretmeyeceğim, aynı zamanda futbol yorumculuğu da yapar kendisi. İlk okula başladığımdan beri çok kiloluydum ve lise hazırlığın bitimine kadar da bu böyle devam etti. Ardından bir tanıdık vasıtası ile akupunktur yöntemi hakkında öneriler aldım ve ailemin de desteği ile bahsi geçen akupunktur uzmanına gitmeye başladım. Bize kendisinin bir zayıflama sisteminin olduğunu ve bu zayıflama sistemi ile herkesi zayıflatabileceğini söyledi, zayıflattı da. Nasıl anlatayım mı? Bir günlük öğünümü buraya yazdığımda zaten nasıl zayıfladığımı anlayacaksınız. Sabah iki kibrit kutusu peynir, 3-4 zeytin- bir dilim kepek ekmeği, öğlen salata ve yoğurt, akşam salata ve yoğurt. Ve salata istediğiniz kadar yiyebiliyorsunuz buna inanabiliyor musunuz? Bunu yapan herkes tabi ki zayıfladı peki ya sonra? Aylarca bu diyeti yaptım ve zayıfladım ardından taekwondoya başladım ve lise hayatım boyunca çok ağır tempoda çalışmaya devam ettim. Bu süre zarfında çok yoğun antrenman ve antrenmanlardan geriye kalan zamanda çok uzun koşular yaptığımdan dolayı hiç kilo almadım ta ki üniversite sınavı için çalışmaya başladığım döneme kadar ki sınavdan çıktığımda sanırım 30 kilo almıştım. Şimdi bu noktada bu kişi bu yazıyı okusa bana şöyle der sen bana altı ay geldin ve devam etmedin bunu yaşam biçimi haline dönüştürmedin. Kendisi açısından bakıldığında haklı görülebilir ancak bu kişiye geçenlerde televizyonlarda gördüğümde ki, sık sık çıkar, şöyle söyledi: “aç kalarak zayıflayamazsınız”, “diyet kişiye özeldir herkese aynı diyet olmaz, bizim sistemimizde herkese ayrı beslenme programı düzenlenir”. Bu ve bunun gibi laf salatalarını duyunca kulaklarıma inanamadım sanki bana ve her gelene altı ay boyunca salata yoğurt yediren o değildi de başkasıydı. Bu adamı karşınıza alsanız da deseniz ki sen bize bunları bunları yaptın şimdi tam tersini söylüyorsun, muhtemeldir ki o zaman bunları bilmiyordum vs. gibi bir savunma yapabilir. 

Bunları neden anlattığımı hemen yazayım. Üniversiteye başladığımdan itibaren sürekli kilo verdim-aldım, verdim-aldım, verdim-aldım (yo-yo diyet deniyor sanırım buna). Şu anda 34 yaşındayım ve 160 kilonun sınırından dönerek, mide küçültme ameliyatı marifetiyle 50 kg’a yakın zayıfladım ve şu anda hayatımdan gayet memnunum. Ancak, bu sakın ola bir tavsiye metni olarak alınmasın. Mide küçültme ameliyatı ve sonrasını hayatımın en zor günlerinden bazıları olarak kategorize edebilirim ki bununla ilgili de bir yazı kaleme alacağım. Ancak, ameliyattan önce yaşam kalitem sıfırdı ve fazla kilolarım hayatımı tehlikeye atmaya başlamıştı. Tansiyon ve şeker hastasıydım ve bunlar için düzenli ilaç kullanıyordum ancak tüm ilaçları ameliyat sonrasında bıraktım. Bu çıkmaz durumun fitilinin o ilk yaptığım ağır akupunktur diyeti ile ateşlendiğini düşünüyorum, bir anlamda metabolizmam mahvoldu ve ondan sonra da bir daha iflah olmadı. Burada suçu başkalarının üstüne atarak sanki kendimin suçu hiç yokmuş gibi davranacak değilim. Ancak fazla kilo bir hastalık ve bu pozitif bilimin imkanları ile uzmanlar tarafından tedavi edilmesi gereken bir hastalıktır ki ben de o yola başvurdum. Bundan dolayı kendi başımdan geçenleri buraya aktararak, başkalarına ışık olmak istedim. Siz siz olun sakın kilo verme işini hafife almayın ve kendi imkanlarınız ile kilo vermeye kalkmayın. Unutmayın ki hiçbir kalp hastası tıkalı damarlarını açmak için, “ben kendi kendimin kardiyovasküler cerrahıyım, kendi açık kalp ameliyatımı kendim yapabilirim” demiyor. Bu konuyu ciddiye alın ve saçma sapan reçetelere ve reçetecilere prim vermeyin, bu iş çocuk oyuncağı değil. Sağlık bir kez elinizden gitti mi arkasından çok ağlarsınız.

Konu aslında kişisel gelişimdi ancak kilo konusuna dalınca yazı biraz yön değiştirdi ancak unutulmaması gerekir ki zayıflama da kişisel gelişimcilerin en büyük silahıdır. Belki de kişisel gelişim kitapları içinde en çok satılan zayıflama ile ilgili olanlar olabilir. Ancak, diğer konular ile ilgili de birkaç söz etmeden yazıyı bitirmeyeceğim. Kilo problemi yalnızca fiziksel olarak değil aynı zamanda sizi ruhsal olarak ta perişan etmektedir. Sayısız örnek verebilirim burada ancak bu örnekler içinden en basiti elbise konusu olacaktır. Hemen hemen hiçbir yerde üstünüze olan bir pantolon, gömlek vs. bulamamak insanı çok yıpratmaktadır. Fiziksel görüntünüzün durumuna hiç girmiyorum bile. Uzun sözün kısası, kilonun sizi içine soktuğu ruhsal çıkmaz sizi kişisel gelişim gurularının şefkatli kollarına atmaktadır. Nedir ki yani bir kitaba otuz lira versem ne olur dediğinizi duyar gibiyim. O kitabın dünya çapında bir milyon sattığını düşünün ve sizin için belki çok önemli olmayan bu tutarın toplamda “guru” için nasıl bir gelir kapısı olduğunu da hatırlatmak isterim. Bu kitaplarda şöyle jenerik sözcük grupları, girişler vs. olur: “duygularınızı serbest bırakın”, “bırakın negatif enerji s.ktir olup gitsin”, “mutluluk senin ellerinde”, “kanatlarını aç ve kendini evrene bırak”, “evrenin sana neler sunacağını görmek için enerjini düzeltmelisin”, “kanatlarını başarıya aç” vs. Bu tip saçma salak cümleler ile sizi kafa kola alırlar. Siz kendi ruhsal bunalımınızdan bu salakça önerilerle çıkabileceğinizi düşünürsünüz ve kucağa gelirsiniz. Çok az bir kısmı hariç, her sektörde işini iyi yapan insanlar bulunur, geriye kalanlar çöptür. Kullandıkları terimler hep “jenerik” terimlerdir; mutluluk, enerji, başarı vs. gibi. Başarısız, mutsuz, bunalımda vs. olan kişi ki, kilolu insanlarda bunların hepsi birden görülebilir çünkü kilo vermeyi başaramamaktadır, bunların üstüne balıklama atlar. Tekrar etmek gerekirse sizin için önemsiz bir meblağ olan sadece bir kitap parası, yazar kişisi için milyonlarca dolar anlamına gelmektedir. İnsanların, çeşitli nedenlerle, büyük bir bölümünün mutsuz olduğunu varsayarsak, çarpma bölme işlemlerini size bırakıyorum. Bahsettiğim jenerik terimleri kullanarak insanlara umut satan yazar kişilerine şunları sormak isterim:

1. Mutluluk ve kriteri nedir? Sonsuz mutluluk var mıdır?
2. Bir kişi ömrü boyunca mutlu olmak zorunda mıdır?
3. Başarı nedir ve kriteri nedir?
4. Enerji nedir ve nerelerde bulunur?

Bu soruların aslında hiçbirisinin cevabı yok. Bunları sorunca yine jenerik tanımlamaları ile laf salatası yapacaklarından emin olabilirsiniz. Ancak benim yanıtını en çok merak ettiğim soru mutluluğun tanımı ve kriteri. Mesela mutlu olmak sürekli olarak pişmiş kelle gibi sırıtarak gezmek midir? Ya da bir insan sürekli böyle gezmeli midir? Diğer yandan mesela başarı nedir ya da kriteri nedir? Başarı eğer hedeflere ulaşmak ise o hedeflerin gerçekçi olduğunu kim söylüyor? Sizin koyduğunuz başarı kriterinin gerçekten bir kriter olup olmadığına kim karar veriyor? Örneğin, ben kendime şöyle bir hedef koydum: bugün akşam yemeği için kremalı mantar çorbası yapacağım! Akşam eve gidiyorum ve çok güzel bir kremalı mantar çorbası yapıyorum ki çok iyi yaparım, ben kendimi başarılı mı hissetmeliyim? Böyle saçma kriter olur mu? Bunlar o kadar içi boş kavramlar ki içiniz neyle doldurursanız o oluyor ve bunu bilen yazar kişileri bu durumu lehlerine çok başarılı bir şekilde kullanmaktadırlar. Bu soruların sonu gelmez (iteratif sorgulama). Birine cevap verdikçe sorgulama daha da derinleştirilir ve bunlara herkesin vereceği cevaplar farklıdır. Bu sorulara verilebilecek cevapları bir kenara bırakırsak, kendi düşüncelerimi aktarmak isterim. Bence mutluluk ve başarı gibi terimlere insanlar kafa yormamalı. Hayat çok kısa ve insan hayatını yaşamalı. Bu tip kişiden kişiye değişen terimleri başkalarından öğrenerek, tüm hayatını başkalarının tecrübelerine göre yaşamayı bırakmak gerekir. 

Başarının öznelliğine en güzel örnek olarak belki de Steve Jobs verilebilir. Dünyada başarılı insan denildiğinde akla hemen gelen birkaç kişi var bunlar; Steve Jobs, Bill Gates, Mark Zuckerberg, Elon Musk. Bu liste çok fazla uzamaz. Steve Jobs örneğinden devam edersek, kendisini dünyadan geçmiş en büyük dâhilerden birisi olarak tanımlarsak hata etmiş olmayız. Kendi yarattığı markanın bugünü ortada. Ancak, iş hayatındaki başarısı ile ilgili söylediklerimizi sosyal yaşamı için söyleyemeyebiliriz. Kendisi ne iyi bir baba ne iyi bir eş ya da sevgili olabilmiştir. İş yaşamındaki olağanüstü başarısının aksine sosyal yaşamında bir o kadar başarısızdır. Başarılı insanlar yalnızdır dediğinizi duyar gibiyim ancak konumuz o değil. İkisini de çok iyi başaran insanlar fevkalade bulunmaktadır. Hayatta maddiyata ve iş başarısına önem vermeyen bir kişinin objektifinden Steve Jobs olağanüstü başarısızdır. Daha fazla sözü uzatmadan bu bahis ile ilgili son cümlelerimi etmek istiyorum. Bana göre başarılı insan, yaptığı iş ne olursa olsun bunun istisnası yok, elinden gelen en iyi şekilde yapmaya çalışan kişidir. Görüldüğü gibi bunun bir kriteri yok, kişinin vicdanına kalmış bir durum. Sizin çabanız kapasitenizle bağlantılı olarak ilerliyorsa siz başarılısınızdır ve ne başardığınızın önemi yoktur. Eğer başarının kriteri yalnızca unvan, madalya, plaket vs. gibi bir şey olsaydı dünyada çok az insan başarılı addedilir olurdu, tam da günümüzde olduğu gibi. Hiçbir mücadelede iki tane birinci olmaz, buna göre en az birinci olan kadar çaba sarf eden ancak birinci olamayan kişiyi neden başarısız kabul etmeliyiz? Bir insanın başarısının kriteri vicdanıdır, dışarının gürültüsünden vicdanının sesini duymayı başarıp onu tatmin etmeye çalışan insan kendini mutlaka başarılı hissedecektir.

Diğer yandan, tekrar etmek isterim ki başarının, mutluluğun reçetesi olmaz ve bu kavramlar kişiden kişiye çok değişkenlik gösterir. Başkalarının hayatını yaşamak yerine kendi hayatınızı yaşayarak iç huzurun bulunabileceğini düşünüyorum. Bununla ilgili bir kanıtım yok ancak bence hayatta en önemli şey iç huzurdur. Onu sağladığınızda geri kalan şeyler kendiliğinden belki de oluşacaktır. Bir insan mutlaka ki hayatından çok büyük acılar ve sıkıntılar yaşamaktadır ve bu yaşananlar sonucunda insan ruhsal travmalara girebilir. Ancak bunun çözümü, bu işin eğitimini almamış kişilerin elinden çıkan popüler kültür ürünü eserlerden deva aramak değil, bu işin eğitimini almış bir psikolog ya da uzman bir tıp doktoru olan psikiyatristtir. Ayrıca bu tip gerçekten kendini iyi yetiştirmiş ve bilimsel yeterliliğine güvenilebilecek kişilerin eserlerine güvenilebilir. Şu unutulmamalıdır ki bir elektronik mühendisinin yeraltı galerinin tahkimat (destekleme) tasarımına yetkisi yoktur ve bununla ilgili uzmanlığı yoktur. Ve bu kişi bu tasarımı yapmaya kalkmamalıdır. Ya da bir makine mühendisinin ben bundan sonra avukatlık yapacağım demesi kadar saçma bir durumdur psikoloji ya da psikiyatri eğitimi almamış kişinin bir başkasının ruhsal sorunlarını düzeltmeye kalkması.


Mutlulukla ve esenlikle kalınız.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

To a mouse / Bir fareye

Tarihi süreç içinde yeraltı kazı makineleri

ben KİMİM?